27 Haziran 2011 Pazartesi

DÖNDÜM ...



Sonunda evime döndüm ...
Bir önceki yazımda sıraladığım yapılacaklar listesinin sadece yarısı yaparak döndüm ...
Ankara da sanki üzerime ölü toprağı serilmiş gibi içimden hiç birşey yapmak gelmedi .
O kuru hava her yerime ,ruhuma sindi ...
Sanki 25 sene o şehirde yaşamamışım gibi ne kadar bana uzak bir yer olduğunu bir kez daha iyi anladım

Oysa giderken çok keyifli bir yolculuk etmiştim.
Önümde bilgisayarım ,karşı ekranda fonda güzel bir müzik eşliğinde tatil resimleri  ve karşımda çok tatlı erkek bir kuzucuk ...
5 saat boyunca hiç sesi çıkmadan etrafa sürekli gülücük dağıtan bir kuzucukla yol boyunca bakışarak daha da keyifli hale geldi o yol...

Annemle maceralarımız , damadımla buluşma 2 ve diğer olanlar... bu hafta ...

15 Haziran 2011 Çarşamba

2 YIL SONRA ANKARA !

2 sene önce muhteşem ! duygularla döndüğüm Ankara seyahatinden sonra bir daha gitmek içimden gelmedi.Her gittiğimde gittikçe ne kadar o şehre yabancılaştığımı , sanki 25 sene orda yaşamamışım gibi herşeyin ne kadar yabacı ve benden her anlamda uzakta olduğunu anladığım bir şehir oldu artık benim için ...

Bir 2 sene daha gitmesem hiç özlem duymadığım bu şehre bugün gitmek için bir sürü düşüncelerle ruhumuda alıp yola çıktım.

Anne baba sohbeti...kardeşin üniversiteden mezuniyet töreni....büyükleri ziyaret ... hep telefonla hasret giderdiğim sevdiğim dostlarımla buluşma ...damadımı ve o güzel hamile annesi Serminimle buluşma...2 bloğ buluşması... Alpay' görmek....hastaneye gidip onkolojide yatan kuzucukları , Gamze ve Şerife hemşireyi ziyaret....dişçi ve dermatoloğ ziyaretleri .... kendi özel işlerim için Ankara'nın altını üstüne getirme çalışmaları...

Ve bu şehrin o kuru havasına uyum sağlamaya çalışmak !

Bunlar için sanırım 1 hafta yeter !

Bakalım bu sefer hangi duygularla döneceğim 2 sene öncekinden farklı ...

Bence hiç bir fark olmayacak ama neyse

Eskiden ^^benim ^^ dediğin şeyler bu kadar kolay mı yabancılaşır insana ... 


13 Haziran 2011 Pazartesi

NE ÇABUK DEĞİŞİYOR CANLARIMIZ ?

***ALINTIDIR

Hiç düşündünüz mü ? Ne çabuk değişiyor canlarımız? Herhangi biri canınız oluyor bir anda... ''CANIM'' diyorsunuz birine; yalansız, sıcak ve içten... Oysa o sizi canı saymıyor ve çekip gidiyor birgün ansızın.... Herşey güzel giderken, bir bakıyorsunuz hepsi yalanmış Sizi yarı yolda bırakmış, çekip gitmiş ...''canım'' dediğiniz... Sevginizi, ona verdiğiniz değeri hiçe sayıp gitmiş... Ama yalnız gitmemiş, sizden önemli bir parça da almış yanına. Ondan olan diğer yarınızı, canınızı... Her yeni ilişkide bir can daha kazanıyoruz, Oysa bitenler de bir can alıyor canınızdan Size kalansa her bitişin ardından; Bir başlangıç değil asla! Acı, hüzün ve onların çocuğu olan gözyaşı Sonusuz bir karanlık, boşluğunda kaybolduğunuz... Ve tabi size kalan diğer yarınız... Bir diğer yarısı hiç acımadan kesilip çalınmış sizden. Ve o kesik hiç iyileşmeyecek aslında... Ama siz, kendinizi kandırmayı yeğlıiyorsunuz Her şeyi itiraf etmektense kendinize... Çünkü böylesi çok daha kolay... Gerçeklerden kaçıyorsunuz Herşeyin tekrar eskisi gibi olacağını söyleyip Avutuyorsunuz ruhunuzu... Sizde farkındasınız oysa, Bir daha geri gelmeyeceğinin giden canlarınızın... Ama bu gerçek ürkütüyor sizi Karanlıkta kaybolan sessiz bir çığlık gibi Kayboluyorsunuz sizde; yitik canlarınızı düşündükçe... Biliyorum Diyeceksiniz ki, bu ne karamsarlık... Ama hayat bu kadar karamsarken, Aydınlık: yüzünü göstyerip, yerini hemen karanlığa bırakırken, canlarımız yiterken, Ben nasıl umut dolu şiir yazabilirimki? Belki çok klişe bir söz olcak ama; Hayatın gerçekleri bunlar... Sizde elinizde olmadan, hiç farkına bile varmadan Yeni canlar edinecek, Ve canınızdan olacaksınız. Yine ve yine yarım kalacak, yine eksileceksiniz. Kendinizi eksilten siz olacaksınız. Çünkü buna izin veren sizsiniz... ''HOŞGELDİN'' diyen siz... Hiçliğe sürüklenişinizi izleyeceksiniz bir köşeden Soluğunuzu tutup sessizce... Birine ''canım'' demeden önce iyi düşünün... O, canınız olmayı hakediyormu gerçekten? Ve siz, Bir kesiğe, bir parçanızın daha kopup gitmesine, Bir candan daha olmaya hazırmısınız? Hadi, durmayın, gidin yeni bir can bulun kendinize, Yeniden yarım kalın... Söylesenize, ne çabuk değişiyor CAN'larınız? Sahi, sizin kaç YİTİK CAN'ınız var??



30 Mayıs 2011 Pazartesi

ALPAY'DAN HABER VAR ! BİR KEZ DAHA VAR MISINIZ MUCİZEYE ?

Uzun zamandır kafama takılıydı .  Alpay'dan ses yok çünkü.Kendi sağlık sorunlarım ve diğer bazı nedenlerden dolayı arayamadım.3 ay önce ablası Leyla'nın cep numarasından aradım kapalıydı.Evden aradım ev telefonu sanırım kapanmış.İyice rahatsız oldum ne oldu diye.Sonra bende kayıtlı olan eski bir numarası vardı ablasının onu aradım o da kapalı.Sürekli belki açarlar diye hem cep hemde evden aradım.Ama yok açılmadı.En son çare Ankara da olan çok sevdiğim bir dostumdan  rica ettim benim için müsait bir zamanda gidip bakar mısın iyi mi diye .Çünkü son kez   kemoterapi ve radyoterapi almış sonuçlarını bekliyordu .Evinin adresinin yazılı olduğu kağıdı sakladım ki lazım olduğunda bulabiliyim diye.Ama bu ara üstün bir yetenek ile öyle saklıyorum ki bazı şeyleri kendim bile bulamıyorum bu nerde diye aranıp duruyorum.Adresi bulamadım.Ev cevap vermiyor .İyice sinir oldum.Benim görsel hafızam iyidir .Yazıları unutabilirim ama görselleri asla.

Arkadaşıma tarif ettim ama haklı olarak o da tam anlayamadı büyük bir alan evinin olduğu yer Alpay'ın.En son çare Gamze hemşireyi aradım ve rica ettim haber var mı yada ona ulaşacağım bir numara var mı diye .Ev telefonu var onlarda ama cevap vermeyen numara.Ama sevindirici bir haber verdi Alpay'ın hemşiresini aramış ve  2 hafta önce kontrollerine gitmiş ve herşey yolundaymış.Çok sevindim.Kafamın hep bir yerinde hep onu düşünüyordum nasıl diye .

Şimdi sizlerden bir ricam var .Hani hep beraber bir mucize yaratmıştık ya  yardımlarınızla  hem İzmir'de ( Bu İzmir konusu hayatım boyunca içimde bir dert olarak kalacak en büyük yardım engellendiği için  ! ) hem Ankara'da onkoloji servisinde yatan kuzucuklar için ...işte şimdi Ankara da yatan hasta kuzucukların bazı ihtiyaçları var.Kendim her iki ildeki hastaneleri gördüğüm için siyah ve beyaz kadar  aradaki farkı , Ankara' da  çocukların daha iyi tedavisi için orda tüm çalışanların  nasıl bir mucize yarattıklarını gördüğüm için elimden ne gelirse orası için yapmaya çalıştım ve sizlerle hem çalıştık hemde gönderdiğiniz yardımlarla bir çok çocuğun yüzünü güldürdünüz ...

Ve benim melek İbrahimim ...yüzü birazcık güldü

Orda bir bölüm var.Kemik iliği nakil bölümü ...

Orda yatan hastalar için çamaşır makinası lazımmış.Oraya Türkiye nin her yerinden gelen yüzlerce hasta olduğu ve çoğunun kalacak yeri olmadığı için kıyafetlerini yıkamaları için gerekli bu.Daha önce Ankara için yazdığım yazıdan sonra yardımsever bir baba sayesinde hematoloji servisine çamaşır ve kurutma makinası verildi.Ama kemik iliği bölümünde  çocukların sağlıkları açısından sakıncalı olduğu için çamaşırlar açıkta  kurutulmuyormuş.O nedenle bazı markaların 7-8 kğ kapasiteli hem yıkayan hem kurutan makinaları var.Bu çamaşır makinası ve tozu suya toplayan elektrikli süpürgeye ihtiyaçları varmış...

Ve kuzucuklar için pijama lazım... 

Bu yavruların yüzlerinde  tebessüm için bir kez daha var mısınız bu yavrular adına  mucize yaratmaya ?




23 Mayıs 2011 Pazartesi

ÖĞRENCİSİNİN AŞK MEKTUBUNA ÖĞRETMENİN CEVABI :)

Facebook ' da gördüm ve bayıldım bu mektuba :) Kıyamam ben ...
Nasıl bir saflık ,temiz bir ruh ve koca bir yürektir bu kuzucuk ya
Öğretmene  çok kızdım biraz daha ılımlı ,yumuşak bir cevap verseymiş olmazki ama :)

17 Mayıs 2011 Salı

80'LERDE ÇOCUK OLMAK NE DEMEK ?


80 lerde Çocuk Olmak



ELİMDE TÜPTE ÇOKOPRENS...

GÖZLERİM NEMLİ GEÇMİŞE YAPILAN BİR YOLCULUK ...

****Bir önceki doğum günü yazım için gelen yorumların ve cevapların hepsi malesef  geçen hafta herkesin yaşadığı blogger sorunu yüzünden kendiliğinden silinmiş .Çok üzgünüm :(

12 Mayıs 2011 Perşembe

DOĞUM GÜNÜMMM- 2011

Geçen sene  bu yazımı yazalı sanki 1-2 ay önce gibi benim için ama tam 1 sene olmuş ! Bir sürü sevinç,mutluluk,acı ,ölümler ile geçen koskoca 1 sene ... Cahit Sıtkı Tarancı'nın 35 yaş şiiri'nde dediği gibi Dante gibi ömrün ortasına gelmeye 1 sene kaldı artık .Yaş artık 34 !

Bu sene pek keyfim yok açıkçası bazı nedenlerden dolayı  doğum günü heyecanı kalmadı.Tek isteğim yukardaki tombalak gibi çikolatalı bir pasta alıp, evde salonda mumları yakıp ,geniş bir koltuğa yayılıp o pastanın içinde kaybolmak istiyorum.

Tabi bu arada Sevgili Nonim'in meşhurrrr duası olayı var geçen sene doğum günümde yazdığım :)
Bu konu ayrı bir yazı konusu aslında ama şu kadarını belirtiyim şimdilik yürekten dilenen tüm dualar kabul oluyormuş :)

Ne dilenirki artık bu yaştan sonra ...en başta sağlık ve huzur ...gerisi boş bu hayatta .Bazen insan öyle olaylar yaşıyorki  asla parayla düzeltemeyeceğiniz şeyler .İstediğiniz kadar paranız olsun değişmiyor ...düzelmiyor.

Geçen gün 30 yaşını geçmiş kadınlarla ilgili bir yazı okudum ve çok hoşuma gitti

^^Andy Rooney der ki..." Yaşım ilerledikçe, en çok otuz yaşını aşmış bayanlara değer vermeye başladım...."

İşte bunun sebeplerinden bir kaçı:

Otuz yaşını geçmiş bir kadın asla sizi gecenin bir yarısı uyandırıp "ne düşünüyorsun?" diye sormaz.......
Umurunda değildir çünkü ne düşündüğünüz.

Otuzunu asmış bir kadın TV deki maçı seyretmek istemiyorsa, söylene söylene TV 'nin karşısında yanınızda oturmaz.......
Yapmak istediği bir şeyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan bir şeydir.

Otuz yaşını aşmış bir kadın kendini yeterince iyi tanır ve kendinden emindir...
Kim olduğunu, ne olduğunu, ne istediğini, ve kimden istediğini bilir.

Otuzunu aşmış çok az kadın onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser.

Otuz yaş üstü kadın çoğunlukla büyük aşklara, ömür boyu sürecek bağlılıklara doymuştur.
Hayatında en son ihtiyaca olduğu şey bir başka mız mız, devamlı söylenen, ne yapacağına karışan, yapışkan bir aşıktır.

Otuzunu aşmış kadın, ağırbaşlıdır. Bir operanın ortasında ya da pahalı bir restoranda sizinle çiğlik çığlığa kavga etmesi çok nadirdir...
Ha tabi hak ettiyseniz, sizi vururken de hiç tereddüt etmez, sonuçlarına katlanmayı da planlayarak...

Otuzunu aşmış kadın övgüler yağdırmakta çok bonkördür, çoğu hak edilmemiş bile olsa.....
çünkü takdir edilmemenin ne olduğunu iyi bilir.

Otuzunu aşmış kadın sizi bayan arkadaşlarıyla rahatlıkla tanıştıracak kadar kendine güvenir......
Daha genç bir kadın, en iyi arkadaşını bile görmezlikten gelebilir, yanındaki adama güvenmediği için.

Otuz yaşın üstündeki kadın sizin onun arkadaşına ilgi duymanızı hiç sallamaz..... arkadaşının onun aldatmayacağını bilir.
Kadınlar yaşları ilerledikle medyumlaşırlar. Ona günah çıkarmanıza Hiç gerek yoktur..... Onlar her haltınızı bilirler.

Otuz yaşını asmış bir kadın Kıpkırmızı bir ruj sürdüğünde bu ona çok yakışır. Ama daha genç kadınlarda boyla değildir. Çiğ durur.....

Otuz üstü kadınlar açık sözlü, doğrucu ve dürüsttürler...... Onun için ne anlam taşıdığınızı merak etmenize gerek yoktur.......

Ne kadar geri zekalı olduğunuzu bir çırpıda açık açık söyleyiverir.......
Eğer bir geri zekalı gibi davrandıysanız.^^

Bu arada unutmadan yapımda ve yayında ( yani anne ve babam :) ) emeği geçen herkese çok teşekkür eder 34 yaşıma merhaba diyorum.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

TAM ZAMANINDA YAŞAMAK !

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıpta
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin


Iskalamak istemiyorsan hayatı
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI...

CAN YÜCEL

8 Mayıs 2011 Pazar

BENİM ANNEM GÜZEL ANNEM BENİ AL KOLLARINA -2011 :)

2009 yılında annem için yazdığım ve artık klasikleşmiş olan bu yazımdan sonra çok beğendiklerini söyleyen mailler ve yorumlar aldığı için artık her sene eklenen annemin yeni maceraları ile bu yazı klasikleşti anneler gününde benim için :)  İstatistiklere baktığım zamanda  hala en çok okunan yazıların başında yine bu geliyor

Bu son 1 yılda yaşadığımız Facebook açma olayı ile ilgili bu yazı ve açtıktan sonra şifre değiştirme ile ilgili bu yazıdan sonra yeni çok güzel ve harikalar yarattığı macerası yukarda resimlerini gördüğünüz yağlı boya resim kursuna başladı :) Ve gördüğüm an içimde çığlık atmak istediğim bu güzel resimleri ilk göznuru çalışmaları.Ellerine,emeğine,gözlerine sağlık benim  Picasso annemm :)  
Tüm annelerin , evladı bile olmasa yüreğinde anne yüreği taşıyan tüm kadınların anneler gününü kutluyorum

Ve annem için yazdığım klasikleşen yazım :)


Söze nerden başlayacağımı bilemedim annem.konu sen olunca kelimeler yeterli kalmıyor seni anlatmaya :) şahsına münhasır bir kadınsın...
insan belli bir yaşta bazı şeylerin önemini anlayamıyor yaşının getirdiği durumlardan dolayı.bazen isyankar oluyorsun bazen siz beni anlamıyorsunuz diyorsun bazen offff anne gene başladın oluyor :)
insan belli bir yaştan ve bazı yaşanmışlıklardan sonra olayları daha farklı değerlendiriyor.eskisi gibi olaylara daha sert yaklaşıp ani tepkiler vermiyor.şairin dediği gibi acılarda sevinçler gibi olgunlaştırıyor insanı.olayları geldiği gibi karşılamayı öğreniyorsun.daha hoşgörülü olmayı daha sabırlı olmayı öğrenirken bunları herkese değil gerçekten bunu hak edenlere vermeyi hayat sana öğretiyor insana.sonuçlarının belkide kötü olacağı bir olayda bile insan bazen gülebiliyor.olayı espriye vurabiliyor
hani senin bana yıllardır söylediğin bir şey var- insan ruhunu terbiye etmesini öğrenmeli...-
işte annem eğer bugün çok daha fazla sabırlıysam, insanları olduğu gibi kabul etmeye çalışıyorsam , yaşadığım zor dönemlerde gülebilecek bir yön bulabiliyorsam , bir çok kişi beni gördüğünde annenin kızı olduğun nasıl belli her yönden şeklinde övgü dolu sözler duyuyorsam , yeri geldiğinde susmanında büyük bir erdem olduğunu anladıysam , özel hayatımda yaşadığım zor günlerde biliyorsam annem her zaman benim yanımda bana her yönden destek , nefes alamayacak durumda olduğumda sana telefon açıp sesini duyup rahatlayabilmek için güya belli etmeden daha ilk anne dediğimde sen anında neyin var dediğinde sana olan hayranlığım her seferinde daha fazla arttığını düşünüyorsam , küçükken en çok sevdiğim şeylerden biri olan karıncaları seyrederken bile benimle birlikte seyredip beraber güldüğümüz için :) beni deli kızım diye sevdiğin için ,ben seninle ne yapacağım derken sesindeki o sıcaklığı anne kokusunu bile bana telefonda hissettirdiğin için , ameliyat olduğumda gözümü daha tam açamadan alnımda hissettiğim o sıcak anne elini alnıma koyup okşayıp beni sakinleştirirken sesindeki o endişeli ,ağlamamak için güçlü durmaya çalışıp sesindeki titremeyi engellerken burdayım yavrum dediğin için , bana destek olurken herkese her şeye karşı benim arkamda olup her koşulda ben senin yanındayım yavrum dediğin için ....
daha milyonlarca sayamadığım şey var annem .sana ne kadar teşekkür etsem azdır annem.iyiki benim annemsin.varlığın her zaman bana güç verdi...senin kadar eğlenceli bir annem olduğu için çok şanslıyım :) ben ağlarken bile söylediğin tek bir cümle ile beni gülme krizlerine sokan , dışarı dolaşmaya çıktığımızda mutlaka eğlenceli bir olay yaşatan , çok güzel,yürekli,çok fedakar,güleryüzlü,adaletli,yetenekli daha bir sürü sıfatın karşılığı sensin annem ...
o anne kokun dünyalara bedel.senin gibi bir anne olmayı başarırsam evlatlarıma daha ne isterim hayattan ...iyiki benim annemsin...seni çok seviyorum annem...anneler günün kutlu olsun
kardeşimin dediği gibi annneeeciiiiğiiimmmm:)
annem bir parça var ...lütfen dinle.kayahan-ipek acar ın ninni parçası ...
çocuğum olup bu ninniyi söyleyeceğim günler gelecek mi annem ?

26 Nisan 2011 Salı

KAYBETTİM ...

3 hafta önce bir yakınımı kanserden kaybettiğimden beri günümüzdeki evliliklere, ilişkilere olan inancımı neden yitirdiğimi , düşüncelerimde ne kadar haklı olduğumu bir kez daha iyi anladım.40 yıldır evli olduğu kocası onu son kez görmek için yoğun bakıma girdiğinde onu alnından öperken bilinci artık son aşamada kapalı olduğundan duyamayacağını bilmesine rağmen kulağına ^^ Senin bende bu kadar hakkın varken eğer senin üzerinde ufacık bile olsa hakkım varsa hepsi helal olsun^^ dediğini size anlatırken  gözlerinden akan o yaşları görüyorsanız… O koskoca dev adamı eşinin vefatından sonra küçücük kaldığını görüp,bitik bir halde ^^ 40 yıllık evlilik hayatımızda bir kere bile olsa birbirimizi kırmadık, sesimizi hiç yükseltmedik.O böyle bir sonu hak etmedi ^^ sözlerini duyuyorsanız içiniz parçalanarak...Onları en son aylar önce birbirlerinin gözlerinin içine bakarken o ışığı , mutluluğu gördüğünüzü hatırlayıp canınız acıyorsa … Neden aşka, evliğe olan inancınızı, çevrenizde gördüklerinizden ve yaşadıklarınızdan dolayı yitirdiğinizi daha iyi anlıyorsunuz. İçimden sadece ^^Allah’ım senden tek isteğim var bunun imkânsız olduğunu bile bile birbirimiz için hep böyle güzel sözler söyleyeceğimiz bir ilişki yaşat ^^ diledim… Günlerdir içimden şunu soruyorum kendime^^ Neden onlar? Bu kadar mutlu huzurlu bir evlilikleri varken… Tam rahat etmiş ikinci baharlarını yaşayacakken neden bu kadar acı bir sonla bitti… Etrafta dışarı karşı ^^ mutluluk oyunu^^ oynayan, kadına sorsanız ^^ aaa benim kocam evine ve çocuklarına çok düşkündür,çok mutluyuz vb ^^ sözler ederken aslında içinden ^^Her istediğimi elbette yapmak zorunda erkek değil mi^^ diyerek o erkeğin burnundan getirmeye devam ederken ; arkada erkeğin dünyaya bir kere geliyorum mantığı ile yapmadığı yaşamadığı şey kalmayan, sevginin zaten bittiği saygınında aslından çoktan bitmiş olmasına rağmen evde klasik bahane olarak ^^ Çocukların ruh sağlığı için ! ^^ aynı evde kalan ama 2 yabancıdan farkı kalmamış ne mutluluğun ne huzurun olmadığı, oyun içinde oyunların döndüğü,birbirlerinin hayatlarından ve zamanlarından çalmaya devam eden evlilikleri görünce neden onlar diye içimden geçirirken bu soruyu ;onun aylar önce hasta yatağında son bir güçle bana gülümsemesi gözümün önünde son kez mezarına o kuru, soğuk toprağa dokundum içim parçalanarak… Aşka inancımı kaybettim

18 Nisan 2011 Pazartesi

HER KADINDA BİR PARÇAM KALMASIN...

***ALINTIDIR

^^Her kadında bir parçam kalmasın ; belki , bir kadında her parçam olsun,beni bir kadın biriktirsin istiyorum artık. . .

Artık kelimesi , bu güne kadar çok kadında parçam kaldığı anlamında değil, beni biriktirecek bir kadınla hiç tanışmadım anlamındadır...^^

4 Nisan 2011 Pazartesi

ŞULE VE ECMEL AYRAL'IN HÜZÜNLÜ BİTEN AŞK HİKAYESİ...

***ALINTIDIR
İkisi de Boğaziçi Üniversiteli olan Şule – Ecmel Ayral çifti birbirine aşık oldu. İlk evliliklerinden birinin kızı, diğerinin oğlu vardı. Gelecek için bir plan yapıldı: “14 Ağustos 2010′da evlenelim. Çocuklar kaynaşssın, yaşanılan mekan ne onun evi, ne benim evim olsun. Yeni ev bunların dışında üçüncü bir mekan olsun. En önemlisi de kocaman bir aile kurulsun.”

Hikayenin devamını Ecmel Ayral özetledi: “Kul hayal kurup plan yapar, Tanrı gülermiş… Planımız küçük oynamalarla da olsa işledi. 14 Ağustos’ta olmasa bile 27 Ağustos’ta evlendik. Hem de bir hastane odasında. Nikahımızın kıyıldığı oda aynı zamanda evimiz oldu. Plandaki gibi ne onun evi, ne benim evim ama bir hasta odası. En büyük arzumuz çocukların birlikteliğimizi ve birbirini kabullenmesiydi. Şule’nin hastalığı bizi birbirimize öyle bağladı ki, çocuklar kardeş oldu. Şule’nin etrafında anneler, babalar, ablalar öyle kenetlendi ki bakın Şule bizi bırakıp gitti ama biz iki aile hala birlikteyiz…”


Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitiren Şule Ayral, aynı üniversitede işletme bölümü öğretim üyesi olan Ecmel Aylal ile BÜMED (B.Ü Mezunlar Derneği) Genel Sekreterliğini yaptığı dönemde tanıştı. Onlarınki ilk görüşte aşktı. Şule Ayral daha sonra ING Bank İnsan Kaynakları Direktörü oldu. İnanılmaz bir tempoyla çalışıyor, Ecmel Ayral ile yaşadığı Aşk da dolu dizgin devam ediyordu. Şule Ayral, tam üç kez “böyle de çok mutluyuz” diyerek geri çevirdiği evlenme teklifini dördüncüde reddedemedi. Arkadaş grubuyla gittikleri barda, sevdiği kadının önünde diz çöken Ecmel Ayral, bir kez daha “evlen benimle” demiş, garsonların “evet evet” tempoları arasında Şule bu kez “hayır” diyememişti. 14 Ağustos’ta evlenip, eylül sonunda da tatile gideceklerdi. Fakat Şule ekim ayına kadar bekleyemeyeceğini anladı. Çünkü kendini çok yorgun hissediyordu. Bu yorgunluk nefessiz çalışmaya bağlandı ve tatil planını ağustosun başına çektiler. 8 Ağustos’ta Çeşme’ye gittiler. Ecmel Ayral bir işletme uzmanı olarak yeni bir stratejik plan hazırladı: “Dönünce evlilik kararımızı açıklayalım. Benim oğlum ve senin kızın çok iyi anlaşmalı. Kardeş gibi kaynaşmalı. Yaşayacağımız ev üçüncü bir ev olsun. Ne senin evin ne de benim yeni bir mekan. 14 Ağustos günü de nikahımız kıyılsın…” Şule, aşık olduğu Ecmel Ayral’ın planlarını tebessümle ve heyecanla dinleyip “olur” dedi. Mutluluk tüm hızıyla sürüyor ama Şule’nin yorgunluğu geçmiyordu. Üstelik dönüşte bir de baş ağrısı ve ateş baş gösterdi. İstanbul’a dönünce hastaneye gittiler. Tahlil sonucu şaşırtıcıydı. Vücutta 4 ile 11 bin dilimi arasında olması gereken lökosit 50 bindi. Şule evlenmeyi planladıkları tarih olan 14 Ağustos’ta bir hastane odasındaydı. Teşhis ertesi gün teşhis konuldu: Lösemiydi…

Ecmel Ayral’ın ifadesiyle artık umutlu bir kabullenme içindeydiler. Şule şansının az olduğunu biliyor ama yüzde 1′lik şansı yüzde 100 olarak görüyordu. Bu nedenle direniyor ve hep gülümsüyordu.

Hastane odasında nikah

Ecmel Ayral kararlıydı, geride birlikte yaşanacak ne kadar gün kalırsa kalsın evleneceklerdi. Şule, kemoterapi nedeniyle saçları dökülmeden evlenmek istiyordu. Bu nedenle günde 18 saat süren bir haftalık kemoterapi seansından sonra evlenmeye karar verdiler. Şule hastaneden çıkamazdı ve bu nikahın tedavi gördüğü odada yapılması şarttı. Ecmel Ayral bu düşünceyle hastane kantinine gittiğinde, karşısında Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ü gördü. Tanışmıyorlardı ama Ayral anlatırsa Sarıgül durumu anlardı. Sarıgül nikahın hastanede kıyılabileceği sözünü verdi.

Hastaneden canlı yayın

Ve beklenen gün geldi. 27 Ağustos’ta Şule üzerine beyaz saten bir gecelik giyindi, saçlarına duvak takıldı. Ayağında tüllü terlikler ve gelin çiçeğiyle nikah memurunun karşısına geçti. Şule hariç herkes maske takıp, yeşil önlükllüydü. Doktorların şahitlik ettiği nikahla Şule ? Ecmel Ayral çifti bir ömür beraber yaşamaya “evet” dedi… Hastanedeki nikah törenine tanık olmak isteyen arkadaşları için teknolojinin imkanları kullanıldı. Şule’nin mimar arkadaşının ofisinde biraraya gelen davetliler, 3G aracılığıyla nikahı internetten canlı izledi. İmza töreninden sonra şampanyalar patlatıldı, kadehler Şule ve Ecmel Ayral’ın mutluluğu için kalktı.

Düğün hediyesi ilik

Nikah sona erdi. Şule ve Ecmel Ayral artık evli bir çift, hastane odası ise onların yeni eviydi. Yol çok uzundu. Gözler ilik nakli için gelecek uygun donör haberindeydi. Nikahtan birkaç ay sonra ilk müjdeli haber geldi. Almanya’da yaşayan ağabeyi Yalçın Taray’ın iliği yüzde 100 uyum gösteriyordu. Bu ancak tek yumurta ikizlerinde rastlanan bir durumdu. Nakil Almanya Essen Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleşecekti. 4 Şubat 2010′da nakil gerçekleşti. Şule hızla iyileşiyor, “Artık doğum günümü 4 Şubat’ta kutlayacağız. Bu benim ikinci doğumum” diyordu. 29 Mayıs’ta İstanbul’a döndüklerinde arkadaşları Şule’yi havalimanında “Seni seviyoruz” parkartlarıyla karşıladılar. Ertesi gün Şule’nin iyileşmesini kutlamak için bir parti düzenlendi. Kadehler bu kez Şule’nin sağlığına kalktı.

Hızla eski sağlığına kavuşan Şule Eylül 2010′da yeniden işinin başına döndü. Döndüğünde terfi etmişti. Hayat eski seyrinde devam ederken Şule’nin ekim ayında ateşlenmesiyle herşey tepetaklak oldu. Yeniden hastaneye gidildi, kan alındı. Lökosit sayısı bu kez 190 bine dayanmıştı. Şule yeniden belirli aralıklarla hastanede yatıyor, kemoterepi alıyor, sonra bir süre evinde kalıyordu. İşinden ve arkadaşlarından yine ayrıydı.

Balkonda konuşma yaptı

Bir gün evinde yatarken dışarıdan gelen “Şule sen bizim herşeyimizsin” sesine uyandı. Yatağından doğrulup balkona çıktığında ellerinde “seni seviyoruz” pankartı açan arkadaşlarını gördü. Balkondan arkadaşlarına kısa bir konuşma yapan Şule, “Yukarıdakiyle pazarlık yapılmıyor” dedi. Arkadaşlarına moral vermek için de balkonda dans etti… Şule 2011′i yine hastanede, yine sevdikleriyle karşıladı. Hastane odası yeni yıl için süslendi, şampanyalar yeni yıla kalktı. 2011 için tutulan dileklerin tamalı Şule’nin sağlığı içindi. Ve 2 Ocak günü Şule zorlukla nefes alıyordu. Doktoru “Yoğun bakıma alalım biraz dinlensin” dedi. Burnunda oksjien hortumlarıyla yatağıyla yoğun bakıma giderken iki elinin parmaklarını kullanarak kalp işareti yaparak Şule “Seni seviyorum” diyen son mesajını verdi. Ertesi gün de son nefesini…
Kul kurar, kader gülermiş…

Şule’nin toprağa verilişinin 40′ıncı günü abla Alev Balta, ben ve eşi Ecmel Ayral biraraya geldik. Şule’yi ve yaşanan aşkı anlattılar. Son sözü Ecmel Ayral söyledi: “Bu Şule’nin hikayesi. Evlendik diye Aşk hikayesine dönmemeli bu olay. Biz sonu görerek evlendik çünkü eğer aşıksanız başka türlü yapmanız mümkün değil. Bu yaşananlardan çıkardığım sonuç şudur: Kul hayal kurup plan yapar, Tanrı gülermiş. Planımız küçük oynamalarla da olsa işledi. 14 Ağustos’ta olmasa bile 27 Ağustos’ta evlendik. Hem de bir hastane odasında. Nikahımızın kıyıldığı oda aynı zamanda evimiz oldu. Plandaki gibi ne onun evi, ne benim evim ama bir hasta odası. En büyük arzumuz çocukların birlikteliğimizi ve birbirini kabullenmesiydi. Şule’nin hastalığı bizi birbirimize öyle bağladı ki, çocuklar kardeş oldu. Şule’nin etrafında anneler, babalar, ablalar öyle kenetlendi ki bakın Şule bizi bırakıp gitti ama biz hala birlikteyiz…”

22 Mart 2011 Salı

BİTTİ...

Artık tüm acıları bitti.
Böyle bir kayıp yaşadığım zaman hep aklıma Cahit Sıtkı Tarancı'nın 35 yaş şiirinin son kıtası gelir.Herşeyi özetliyor...


Neylersin ölüm herkesin başında,
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misâli o musalla taşında.

Allah ruhunu dinlendirsin ... 

21 Mart 2011 Pazartesi

GÖREMEDİ ...

3 gündür sadece bu hayatta yaşanacak en acı olaylardan biri bu diye düşünüyorum.Bir evladın, bir iki aydır işi gereği başka şehirde olduğu için göremediği   annesinin yanına girdiğinde annenin son bir güçle gözünü açıp bir iki saniye bakıp öz evladını tanımaması ve gözlerini kapatması ...sanki 30 yıldan fazla hiç annesi olmamış gibi...sanki onu büyütürken hiç sarılmamış gibi...sanki onu yediren , içiren , öpen ,okşayan ,seven o değilmiş gibi ...Geriye kalan sadece evladın yüreğinde koca bir yangın .

O düğün yapıldı .Sırf bari kızını göremedi kız kardeşini gelinlikle görsün diye.
Ama malesef  hiç birşeyi göremedi ...bilinci aynı gün kapandı.Hiç tepki vermeden gözleri kapalı yatıyor.Annemle her telefon konuşmasında boğazımda koca bir yumru ağlamamak için kendimi sıkıyorum orda evlatları eşi dik durmaya çalışırken senin ağlaman ayıp değil mi diye düşünüyorum ama kapattıktan sonra herşey kopuyor bende ...geçmişte yaşadıklarım şimdi yaşadıklarım büyük bir hızla defalarca geçiyor aklımdan
Geriye tek kalan sadece ruhunun dinlenmesi için dua ...
Allah yardımcısı olsun

11 Mart 2011 Cuma

DUA ...BARİ 10 GÜN DAHA ...

Geçen sene Eylül ayında İzmir de bir yoldan geçerken boğazımda koca bir yumru gözlerimde akmaması için savaş verdiğim yaşlarla biraz sonra oynamaya çalışacağım mutlu ve gülümseyen elçin için savaş verirken içimden bir yandan da hayat ne garip dedim .Çünkü bir önceki sene gene aynı dönemde o kuzucukları ziyarete giderken de aynı yoldan geçmiş ve gene aynı duygularla oturduğum yere gömülmüştüm defalarca neden onlar derken .... 

Ve 1 sene sonra gene aynı durum ...gene can acısı ..gene ruhumda koca bir yara ve üzüntü ...ama bu hastalıkla savaşanları düşününce benim hissettiklerim boş ..çok boş

O yolda giderken İzmir de o melekler için sizinle hep birlikte yaptığımız yardımları ,o kuzucukların yüzlerini, benden istediklerini söylerken o kızaran yanaklarını herşeye rağmen ışıldayan gözlerini ve en önemlisi  içimde derin bir yara açan İbrahim i ...
benden araba istediği zamanki halini ...
ona yolladığım hediye paketini açtığı zaman yaptıklarını
ondan geriye kalanları  düşündüm ...
Gene aynı nedenle şimdi kendi yakınım için gidiyordum...çok zor  

Merdivenleri çıktım eve girdim ve gene aynı diğer ziyaretimde takındığım maskeyi yüzüme geçirip gece yarısında evden çıkıp İstanbul a dönmek için arabaya binene kadar çıkarmadım ..ama arabaya bindiğimde üzerime çöken o ağırlığı o bir önceki sene yaşadığım benzer ağırlığı tüm vücudumda bu sefer kendi yakınım için hissetmek beni daha da üzdü ...saatlerce öyle boş boş yola baktım..artık neden diye sormayı bıraktım bu hastalıkta...neden aramak anlamsız  

Kendi ailemde bunu defalarca yaşamama rağmen alışılmıyor buna ..asla alışılmıyor ..dilin varmıyor söylemeye ..ama içten içe biliyorsun ...herkes biliyor ..en acısı o biliyor ...sona yaklaştığını .

Tam hayatındaki koşturmacalar bitti evlatlarının torunlarının keyfini sürecek derken bir anda bir eve bomba düşüyor ...sadece bunu yaşayanların bileceği ..her ne kadar yakınından birazcık geçip şükür atlattıysamda  asıl bu mücadeleyi verenler dışında kimsenin anlayamayacağı bir bomba

Tam çok istediği kızının düğününü görecekken tarih olarak artık bunun imkansız olduğunun dile getirilmese bile herkesin içinde koca bir yumrukla  bilmesinden dolayı bari çok sevdiği kız kardeşinin düğününü görsün diye şimdi tüm aile müthiş bir mücadele veriyor

Şimdi herkesin tek dileği var ...o hastane de yatarken konuşmaya bile artık güç bulamazken 10 gün... bari  10 gün daha  dayansın ...Allahtan tek isteğimiz ne olur bari kızkardeşini gelinlikle görsün

Allah herkesin yardımcısı olsun

10 Mart 2011 Perşembe

HAYATINA EŞLİK EDENLER !

Hayatta kimseyi değiştiremezsin .
Ve kimse için değişmemelisin...
Ne sen başkası için mecburi istikametsin;
Ne de başkası senin için.
Yorma kendini;
"Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin"

Bukowski

EYYY TÜRK ERKEĞİ :)

Daha önce kadınlar için  yayınladığım yazıdan sonra şimdi erkekler için :)

****Alıntıdır

Ey Türk Erkeği...!
Birinci vazifen karına, çocuklarına ve gözlerine sahip çıkmaktır.
Mevcudiyetinin yegane temeli budur.
Öncelikle karın en kıymetli hazinendir.
Seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek Deniz Akkayalar, Çağla Şikeller olabilir.
Bir gün evliliğini kurtarmak mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için Televole ve benzeri programları düşünmeyeceksin.
Bu durum hayatını renklendirir ya da 40'ından sonra ortaya çıkabilir.
Evliliğine tecavüz etmek isteyen bilimum sarışın, esmer ve kumrallar, hayatta emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
"Canım Karım" ama arada unuttuğun eşin, sana geçicide olsa körlük nasip edebilir.
Aileniz fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey asil Türk erkeği,
İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, yuvanı kurtarmaktır.
Ama eğer yapamazsanız merak etmeyin,
Evinizdeki Türk Kadını,
Ne hata yaparsanız yapın sizi sevecek ve kurtaracaktır.
Çünkü onu siz seçtiniz...
Mutluluklar ! 

5 Mart 2011 Cumartesi

DOLAŞAYIM DAMARLARINDA



Ne zaman umutlansam,
Ne zaman gülsem
Durakta bekliyor hep gözyaşım
Kime güvensem
Kimi sevsem
Sebebi oldu baş ağrısı


Son sendin ah vuran,
Zaten olmuş olan
Bardağı taşıran vefasızlık, hayırsızlık dokunan


Olsa da al beni
İçine sal beni
Dolaşayım damarlarında
Sevgilim çok yorgunum
İçin için solgunum
Bırak açayım ışığında


ZİYNET SALİ

23 Şubat 2011 Çarşamba

ANNE YÜREĞİ !

Dün bir yazı okudum ve beni hem resimleri ile hem konusu ile derinden sarsan çok güzel bir yazıydı...

Bu kadar mı güzel anlatılır bir ^^Anne Yüreği ^^.Doğuma giren kızlarının arkasından tüm duyguları o süre içinde yaşayan annelerin yüreği ...

Beni en çok etkileyen cümle ^^Herkes bebeğin ardından koşarken onlar kızının çıkacağı kapıda beklerler. Ancak kızı gelince dünyasına bir bebek daha doğar, o zaman anneanne olurlar sanki.^^

Buyrun sevgili Çiseren'in bloğuna ...

21 Şubat 2011 Pazartesi

FRUTATİON - MEYVE BUKETLERİ

Uzun zamandır ilk çıktığı zamandan beri takip ettiğim bir firma Frutation
Ne zaman canım sıkılsa moralim düzelsin diye büyük bir keyifle sitesine girip meyve çiçeklerinin resimlerine bakıyordum :)
Frutation İstanbul ve Ankara da mağazalarda açtılar ayrıca.Telefonla sipariş verebileceğiniz gibi gidip kendinizde alabiliyorsunuz.İstanbul da bana en yakın yer Bağdat Caddesi'inde ki mağazası( Yeri çok kolay.Marks&Spencer ın çapraz karşısında köşede Nıne West mağazasının olduğu sokaktan içeri girdiğinizde hemen solda) .Gelip geçerken büyük bir hevesle bakıyordum bir bahane çıksada içeri girip o meyveleri o çikolataları görüp kendimden geçip allahım sana geliyorum demek istiyordum :)
Veee beklediğim fırsat çıktı.Doğum günü hediyesi almam gerekiyordu ve bir anda aklıma geldi.Değişik hoş bir sürpriz olacaktı.Mağazaya gidip istediğim modeli seçtim( yukardaki resimdeki model ) bilgisayardan ve hemen yapmaya başladılar.Ben etraftaki meyve çiçeklerini yerleştirdikleri ürünlere bakarken çok hızlı bir şekilde hazırlayıp bana verdiler.Ve  doğum günü sahibinin yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi sepeti görünce :)
Daha sonra ertesi gün Ankara da sevdiğim birine yollamam gerekiyor ve gene aklıma bu geldi.Sitesinde Ankara Çankaya mağazasının yeni açıldığı yazıyordu.Hemen aradım ve telefona çıkan Sinem Hanım ve daha sonra detayları tekrar konuşmak için aradığımda konuştuğum mağazanın sahibi Bülent Bey  samimiyetleri  ve tüm sıcaklıkları ile çok yardımcı oldular .Hediyenin gideceği mesafe uzun olduğu için öğleden sonraya  kalacağı söylendi.Ben biraz üzüldüm ama yapacak birşey yoktu.Öğlen 12 de hediye sahibi beni aradı büyük bir mutlulukla .Meğerse hediyeyi söyledikleri saatten 2-3 saat önce ulaştırmışlardı  :) içimden yaşasın dedim .

Akşam her ikisinede tekrar teşekkür etmek için aradım ...
Eğer sizinde özel bir günde acaba değişik ne yollasam diye arayışınız oluyorsa rahatlıkla önerebileceğim bir firma Frutation ...Hem lezzetleri hem şık değişik sunumları ile doğum günlerinde,partilerde, ev davetlerinde, hastane ziyaretlerinde, şirket toplantılarında hatta evde kendi kendinizi şımartmak için bile bence rahatlıkla isteyebileceğiniz bir meyve şöleni :)
BU BUKET KEYİFLE VE ZEVKLE  YENİR :)

16 Şubat 2011 Çarşamba

YAĞMUR AĞLIYOR ...



Yağmur ağlıyor ikimiz için
Hem ağlıyor hem siliyor maziyi
Kaderimdin hayal oldum şimdi
Aşkımız bitti masallar gibi


Kıymetini bilemedim bilemedim bilemedim
Seni nasıl çözemedim çözemedim çözemedim
Bugün resmini indirdim duvardan
Duvar ağladı ben ağladım


Kar çiçekleri gibisin temiz
Sende bulmuştum aşkı ben henüz
Son bir buse ver hatıra kalsın
Sen yokken gönlüm yanımda sansın


Kıymetini bilemedim bilemedim bilemedim
Seni nasıl çözemedim çözemedim cözemedim
Bugün resmini indirdim duvardan
Duvar ağladı ben ağladım

MUSTAFA CECELİ

15 Şubat 2011 Salı

SEN VE BEN !



Bugünlerde bir hal aldı beni,
zor olacak demiştin haklıydın
Buram buram sen kokan geceler,
bitmez olur demiştin kazandın


Bir fotoğraf karesinde için ağlar ki gözünden belli
Kimdi o  tabi sen, kimdi o tabi ben


Aşk, seni de beni de sınamadı mı?
Hiç gecem ve gündüzüm bir olmadı
Aşk, seni de beni de sınamadı mı?
Hiç gecen ve gündüzün bir olmadı mı?


İkimizde yanıldık,
İkimizde tükendik
Kazanan yok aslında
Kaybeden var ‘’sen ve ben’’.

FUNDA ARAR

10 Şubat 2011 Perşembe

KADINLAR SUSARAK GİDER !

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

Kadın susarak gider!

En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.

CEMAL SÜREYA

9 Şubat 2011 Çarşamba

HİÇ KİMSE SINANMADIĞI GÜNAHIN MASUMU DEĞİLDİR !

Ne güzel yazmış Senai Demirci  Defne Joy Foster için bu yazısında

Söylenecek hiç birşey yok ...

HİÇ KİMSE SINANMADIĞI GÜNAHIN MASUMU DEĞİLDİR !

8 Şubat 2011 Salı

YAŞAYAN BİLİR ANCAK ...

Dün okuduğum bir yazı beni derinden sarstı...
Birbirimizin takipçisi olduğumuz  sevgili Nihal'e ne yazacağımı bilemedim...
Boğazımda koca bir yumru
Yazılacak her cümle boş
Bu öyle bir acı ki sadece yaşayan bilir ancak...