14 Mayıs 2012 Pazartesi

GÜÇLÜ KADINLAR !

Bu aralar kafama takılan bir konu ...güçlü kadınlar ve benim tabirimle ağlak kadınlar !

Etrafıma bakıyorum inanılmaz bir artış var ağlak kadınlarda .Ve her ne hikmetse daha bir kıymet bilinen kadınlar bunlar .Lafa geldiği zaman bir sürü beylik laf eden ama iş icraata geldiğinde safa yatıp karşısındaki erkeği aptal yerine koyup BEN BİLMEM Kİ YAPAMAM Kİ lerin arkasına sığınan korkakça yaşamayı erdem sayan kadınlar .Ve açıkçası onları çeken erkeklerin hangi şuurla ve mantıkla buna devam ettiklerini anlamadım ve asla anlamayacağım.Kafalarını ellerini arasına alıp ne uğruna bu saçmalığı çektiklerini ve  aslında en başta aptal yerine konuldukları için kendi kişiliklerine yapılan saygısızlık olduğunu anlamaları gerekiyor ama nerdeeee öyle erkek !!!

Geçen gün bir yazı okudum ve sanki düşüncelerime tercüman olmuş.

Bu ağlak kadınların neden bu kadar popüler ! olduklarının mantıklı bir açıklamasını bilen varsa lütfen paylaşsın ayrıca.Çünkü bu kadınlar insanda sinirden gidip kendini bir yerden aşağı atma hissi uyandırıyor ...

                                                             GÜÇLÜ KADINLAR

Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan.. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat, tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü...

Âşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.

Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü. Para var mı, işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın. Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Ezkaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın, tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber. Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden erkek gitmiş, muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış. Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin ona muhtaç olduğunu görmek bir çok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.

Mesela fatura filan yatıramazlar, anlamazlar çünkü. Nereden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde, bugün nereye yemeğe gidelim, diye sorarlar. En kötü ihtimal dışarıdan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbir şeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. Çünkü o güçsüz, kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur. Koruyup kollanmalıdır her an o!.

Zayıf kadınlar hiç çökmez, buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır. Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar.

AYLİN KOTİL

7 Mayıs 2012 Pazartesi

DOĞUM GÜNÜ - 35 ' E 5 KALA

Yıllar önce bir gün annemin lise de okuduğu edebiyat kitabını bulmamla başladı şiir sevgisi.Açıkçası o zamana kadar hiç sevemedim şiiri ve ödev olarak verildiğinde hep zorlandım ezberlemek için .Ama bir gün annemin yıllardır sakladığı edebiyat ders kitabını bulup karıştırmaya başlayınca gözüm bir şiire takıldı .Cahit Sıtkı Tarancı nın 35 yaş şiiri ...

Beni çok etkiledi her okuduğumda.Özellikle son kıtasını çok severim .

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.


Hatta anneme bir gün ^^ Anne vasiyetimdir eğer bir gün senden önce ölürsem mezar taşıma bu son kıtayı yazın ^^ dedim ve aldığım cevap tam annemce oldu :) ^^ Yahu sen ölüp gideceksin ne karışıyorsun benim işime.İstediğimi yazarım oraya ben halla hallaaa^^ ...Mecbur peki anne dedim :)

18 yaşıma kadar her senemi iyi hatırlıyorum ama ondan sonra geçen seneler çok hızlı oldu.İnsan 18 li yaşlarda 30 lu yaşlar çok uzak sanıyor ama bir bakmışsınız 30 lu yaşları ortalamışsınız bile .Yıllarca hep bu şiiri okuduğumda acaba nerde ve kiminle olacağım o yaşta derdim .Ve 35 yaşıma 5 kaldı.12 Mayıs da yaş artık 35 ..Dante gibi ortasındayım ömrün artık.Neler getirir neler götürür bilemem ama çok farklı , güzel ,sağlıklı ve huzurlu bir sene olmasını diliyorum .

Bu hafta özel bir hafta .Hep çok sevdim Mayıs ayının 2. haftasını .12 Mayıs doğum günüm 13 Mayıs anneler günü.Annemle geçen gün telefonda konuşuyoruz

***Anne ne kadar güzel ve özel bir hafta değil mi ? Özel , bir çok anlamı olan ,değerli. ( Ben burda hem doğum günümü hem anneler gününü kasdediyorum .Ama benim annem bu hafta çok yorulduğu için eve yapılan boya işinden dolayı artık ne anladı bilemiyorum :) )

***Ne var ki bu hafta ?

***Annem özel bir hafta değil mi bu hafta ?

***Niye ne var bu hafta ? Aaaaaaaa Elçinnnnnn HIDIRRR

***Ne hıdırı anne o kim ?

***Hıdır evladım .

***Hıdır ne anne ya ?

***Elçin bugün hıdırellez.Tamammm anladım ne demek istediğiniiii .Ondan özel bir günnn .( Yahu 35 yaşıma geldim hıdırı hatırladı evladını doğurduğu tarihi hatırlamadı :) )

Artık o noktadan sonra bir şey demek anlamsız olacağına kanaat getirip en iyisi susmak dedim ve anne ben seni örtüyorum dedim :)Ben telefonu kapatırken genelde hadi örtüyorum seni derim :)

Şahsına münhasır bir kadın olduğunu her gün gösteren bir kadındır annem .Resimdeki eli hep yüreğimde ...

Her anneler gününde artık klasikleşen  anneme yıllar önce yazdığım yazıyı  bir kez daha ekliyorum.Şimdiden tüm annelerin ve evladı olmasa bile yüreğinde anneliği hisseden tüm kadınların anneler gününü kutluyorum.

Ve doğum günüm münasebetiyle yapımda ve yayında emeği geçenlere ( yani annem ve baba :) )  bir kez daha teşekkür eder 35 yaşımda  bunalımlara mı gireceğim yada muhteşem şeyler mi olacak kısaca  başıma neler gelecek merakla beklemekteyim :)

BENİM ANNEM GÜZEL ANNEM...

Söze nerden başlayacağımı bilemedim annem.konu sen olunca kelimeler yeterli kalmıyor seni anlatmaya :) şahsına münhasır bir kadınsın...


insan belli bir yaşta bazı şeylerin önemini anlayamıyor yaşının getirdiği durumlardan dolayı.bazen isyankar oluyorsun bazen siz beni anlamıyorsunuz diyorsun bazen offff anne gene başladın oluyor :)

insan belli bir yaştan ve bazı yaşanmışlıklardan sonra olayları daha farklı değerlendiriyor.eskisi gibi olaylara daha sert yaklaşıp ani tepkiler vermiyor.şairin dediği gibi acılarda sevinçler gibi olgunlaştırıyor insanı.olayları geldiği gibi karşılamayı öğreniyorsun.daha hoşgörülü olmayı daha sabırlı olmayı öğrenirken bunları herkese değil gerçekten bunu hak edenlere vermeyi hayat sana öğretiyor insana.sonuçlarının belkide kötü olacağı bir olayda bile insan bazen gülebiliyor.olayı espriye vurabiliyor

hani senin bana yıllardır söylediğin bir şey var- insan ruhunu terbiye etmesini öğrenmeli...-

işte annem eğer bugün çok daha fazla sabırlıysam, insanları olduğu gibi kabul etmeye çalışıyorsam , yaşadığım zor dönemlerde gülebilecek bir yön bulabiliyorsam , bir çok kişi beni gördüğünde annenin kızı olduğun nasıl belli her yönden şeklinde övgü dolu sözler duyuyorsam , yeri geldiğinde susmanında büyük bir erdem olduğunu anladıysam , özel hayatımda yaşadığım zor günlerde biliyorsam annem her zaman benim yanımda bana her yönden destek , nefes alamayacak durumda olduğumda sana telefon açıp sesini duyup rahatlayabilmek için güya belli etmeden daha ilk anne dediğimde sen anında neyin var dediğinde sana olan hayranlığım her seferinde daha fazla arttığını düşünüyorsam , küçükken en çok sevdiğim şeylerden biri olan karıncaları seyrederken bile benimle birlikte seyredip beraber güldüğümüz için :) beni deli kızım diye sevdiğin için ,ben seninle ne yapacağım derken sesindeki o sıcaklığı anne kokusunu bile bana telefonda hissettirdiğin için , ameliyat olduğumda gözümü daha tam açamadan alnımda hissettiğim o sıcak anne elini alnıma koyup okşayıp beni sakinleştirirken sesindeki o endişeli ,ağlamamak için güçlü durmaya çalışıp sesindeki titremeyi engellerken burdayım yavrum dediğin için , bana destek olurken herkese her şeye karşı benim arkamda olup her koşulda ben senin yanındayım yavrum dediğin için ....

daha milyonlarca sayamadığım şey var annem .sana ne kadar teşekkür etsem azdır annem.iyiki benim annemsin.varlığın her zaman bana güç verdi...senin kadar eğlenceli bir annem olduğu için çok şanslıyım :) ben ağlarken bile söylediğin tek bir cümle ile beni gülme krizlerine sokan , dışarı dolaşmaya çıktığımızda mutlaka eğlenceli bir olay yaşatan , çok güzel,yürekli,çok fedakar,güleryüzlü,adaletli,yetenekli daha bir sürü sıfatın karşılığı sensin annem ...

o anne kokun dünyalara bedel.senin gibi bir anne olmayı başarırsam evlatlarıma daha ne isterim hayattan ...iyiki benim annemsin...seni çok seviyorum annem...anneler günün kutlu olsun

kardeşimin dediği gibi annneeeciiiiğiiimmmm:)

Annem bir parça var ...lütfen dinle.kayahan-ipek acar ın ninni parçası ...

Çocuğum olup bu ninniyi söyleyeceğim günler gelecek mi annem ?

30 Nisan 2012 Pazartesi

KÖFTECİ RAMİZ - KÖFTECİM

Benim köfte sevdam en üst seviyeye benim bildiğim 4 yaşlarında geniz eti ameliyatı sırasında ulaştı .Nasıl mı ? Şöyle malum genelde her çocukta bir köfte sevgisi vardır ama bunun dereceleri farklı .Benimkinin derecesini olayı yazdığım zaman artık siz karar vereceksiniz.Ameliyat için malum aç kalmam gerekiyor ama yaş 4 ve o yaşta bi çocuğa bunu nasıl anlatabilirsiniz ki .Az çok hatırlıyorum gözümün önünde köftelerin resmen resmi geçit yaptıklarını :) Ameliyat saati akşam üstüne sarkınca ve ben hala aç olunca bende ipler koptu tabi.En sonunda beni ameliyata aldılar ama ben ameliyat derdine düşeceğime köfte derdine düştüm.Hatırlıyorum beni masaya yatırdılar bayıltmaları lazım ama ben köfte diye ağlıyorum.Bir an yattığım yerden kalkıp oturup son ses köfteee diye bağırdım bir güzel :)

Çocukken dedem beni köfte çok sevdiğim için Ankara da inegöl köftesi meşhur bir yere götürdü.Bu kadar ameliyat masasında bile köfte diye sayıklayan bu çocuk garsonun küçük hanım ne alırsınız sorusuna makarna cevabı vererek garson dahil ordakileri şaşırtmayı da başarmıştır .Ardından peki ne içersiniz sorusuna verilen cacık cevabımı hala düşünmekteyim hangi mantıkla bunu dedim diye :)

Hep annemin yaptığı köfteler her çocuk gibi özel oldu benim için .Nerde kimin evinde yersem yiyeyim damağımda hep annemin köftelerinin tadı vardı .Hep o tadı aradım.Dışarda yediklerimden de tad alamadım.

Yıllar önce bir gün İzmir e giderken Manisa Akhisar da benzincinde durup bir köfteciye girdik.Köfteci Ramiz ...Daha ilk o salata barı kendine çekti beni.Bir sürü çeşit ,yeşilliklerin her tonu ...Ardından gelen köfte ile daha ilk lokmada köftecimle aşkımız başlamış oldu :)

Lezzeti harikaydı . İstanbul da yerleri yoktu ve bu yüzden her o tarafa gidene rica ettim ve çiğ olarak buzlukta getirdiler.Buzluğa atıyordum ve canım çektiği zaman hemen bitmesin diye azar azar pişiriyordum :) Bir gün bir arkadaşım hadi Elçin gözün aydın senin köfteci İstanbul da yer açmış dedi ve tabi çok sevindim.Ardından benim eve yakın bir alışveriş merkezine de açılınca artık tabi beni kimse tutamadı.Bir çok yerde yedim daha önce ama o aradığım tad yoktu .En sonunda tam istediğim lezzette bir köfte yapan yer vardı yakınımda.Ve ondan sonra köftecime olan sevgim gittikçe arttı ve sadik bir müşterisi oldum.Hatta çevremdekiler bildikleri için beni ^^ Aaa Elçin nin köftecisi^^ bile demeye başladılar.İşte Köfteci Ramiz le olan tad ve gönül bağım böyle başlamış oldu .

Köfteci Ramiz'in hikayesi kendi sitesinde şöyle anlatılmış...

^^20.Yüzyılın hemen başında Makedonya’nın Prilep şehrinde dünyaya gelen iki öksüz ve yetim oğlan kardeşin öyküsüdür bu… Babaları Balkan Savaşında esir düşmüş, annelerini bebek denecek yaşta kaybetmişler, onları büyüten babaanneleriyle birlikte Türkiye’ye göç etmişler. Önce Alaçatı, sonra İstanbul ve Adapazarı derken amcalarının yaşadığı Manisa’nın Akhisar ilçesinde almışlar soluğu…

Akhisar o yıllarda Birinci Dünya Savaşından yeni çıkmış ve çiçeği burnunda bir Cumhuriyet’in şehri. Halk tarifi şimdilerde imkansız bir yoksulluğun içinde. Burada amcalarının meyhanesinde çalışmışlar ama bir taraftan da yıllar boyu süren askerlik görevlerini de İstanbul’da yaparlarken evci çıktıkları akşam saatlerinde ve hafta sonlarında, o yılların İstanbul’unun önemli lokantalarında çalışarak mesleklerini geliştirmişler. Akhisar’a tekrar döndüklerinde de Makedonya’da sokak satıcılarının yaptığına benzer bir tür ızgara köfteyi daha da geliştirebilme imkanı bulmuşlar.

Tamamen dana etinden mamul, sadece tuz ve soğandan oluşan, yiyene et tadı veren bu köftenin altına, kepekli bir tür pideyi tereyağında kızartarak doğrayarak yastık yapmışlar. Izgara edilmiş yeşil biber ve tavada tereyağıyla ısıtılmış domateslerle sunulduğunda, yiyenin unutamadığı bir lezzetin yaratıcısı olmuşlar. Sonunda da 1928 yılında limon sandığından sandalyeleri olan küçücük bir dükkan açmışlar kendilerine… 1934 yılında da, şimdi hala faal olan tarihi dükkanlarına taşınmışlar. On yıllar boyunca Akhisar’ın ilk ve tek köftecisi olarak bu lezzetin ününü tüm ülkeye duyurmuşlar. Öyle ki, İstanbul – İzmir anayolundan saparak Akhisar’ın içine, Merkez Çarşı’ya gelip bu köfteyi tatmak isteyen İstanbullu müşterileri her gün daha fazla gelir olmuş dükkana…

Köfteci Ramiz’in dördü oğlan biri kız beş çocuğu olmuş. Çocukları hem onunla dükkanda çalışmış hem de okumuşlar. Oğlanlardan ikisi hukukçu, kızı diş hekimi, diğer iki oğlanın da birisi mühendis diğeri de işletme tahsil etmiş. Bütün bir ömrü, yarattığı bu lezzeti ülkeye duyurmak adına çalışan Köfteci Ramiz 1970 yılında rahmetli olmuş. Çocuk denecek yaşta babalarını kaybeden kardeşler dört elle babalarının bıraktığı mirasa sarılmışlar ve babalarından teslim aldıkları bayrağı bugüne kadar getirmişler. ^^

İşte babalarından miras kalan bu büyük markayı 4 erkek kardeş dünya markası yapma yolunda büyük bir emek içerisindeler .Birol,Bircan,Birtan ve Bülent Taşkınlar kardeşler bambaşka alanlarda eğitim almalarına rağmen baba mesleği ağır basıyor ve bu işe gönül veriyorlar.İşletme , jeofizik mühendisliği ve hukuk alanlarında eğitim alıyorlar.Daha ilkokuldan itibaren tüm eğitim süresince tatil zamanı hep çalışarak geçen , o yaştaki çocuklar denize girerken o yaşta verilen sorumlulukları en güzel şekilde yapmak için verilen emek ,çaba ...
Ve şu anda Türkiye de 100 ü aşkın şubesi ve yakın zamanda yurt dışında açılacak şubeleri ile inanıyorum ki bu azim ve emekle dünya markası olma yolunda hızla ilerleyecek .

Geçen gün bir   beğeni    maili attım ve açıkçası hem şaşırdım hem sevindim .Çünkü müşterilerden gelen her türlü maile gereken özen gösterilmezken bir çok kurumda , Köfteci Ramiz yaklaşımı ile bu konuda da farkını ve ne kadar hassas olduklarını ortaya koydu.1 saat sonra Genel merkez müdürü Hakan Bey tüm samimiyeti ve nezaketiyle aradı.Ardından 4 kardeşten Bülent Bey'le de bir konuşma yaptık.Büyümek güzel ama bazı şeyleri sindirmek ,hazmetmek ,emek vermek ve miras kalan bu büyük markayı daha ilerilere taşımak da başka bir meziyet bana göre.

Bülent Bey yeni açılan Trump Tower da sadece çocuklara ayrılan bir katta Köfteci Ramiz Çocuk olarak da yer aldıklarını söyledi.Sadece çocuklara özel yiyeceklerin ve tatlıların olduğu bir yer olduğundan bahsetti büyük bir heyecanla .

Ve beni çok mahçup ettiler .Ertesi gün Köfteci Ramiz e özel tarhana,karadut reçeli,yeşil fıstık reçeli,2 çeşit zeytin ,bal,sızma zeytinyağı ve saf sabunlardan oluşan büyük bir paket yolladılar .Daha kutuyu açar açmaz mis gibi tarhana kokusu yayıldı eve .Ve bu ürünleri şubelerden almak da mümkün .Burdan bir kez daha çok teşekkür ediyorum en başta Bülent Bey e ve Hakan Bey e .Sabırları ,anlayışları ve beğeni mailine bile olan hassas yaklaşımları için

Geçen ay annem bana geldiği zaman o an canım inegöl köfte istediği için bir avm nin içinde Ramiz ile karşılıklı olan bir yere gittik .Dedemle yıllar önce yediğim o inegöl köfte tadını arıyorum zaman zaman ve bu nedenle oraya girdik.İlk annem sesini çıkarmadı.Ama ben sanki ihanet ediyormuşum gibi hissettim ve arkamı dönerek oturdum Ramizin olduğu tarafa .Yiyoruz ama annemde pek bir memnuniyet havası yoktu.En sonunda yemek bitti ve anne rahat rahat söyle beğenmedin mi diye sordum.Annem ilk kırmak istemeyip yoo hayır yedim beğendim dedi.Ama kendini tutamayıp gözleri ile Ramiz i işaret edip ^^ Senin Köfteci Ramiz'in köftesi daha güzel ama hiç kusura bakma^^ dedi :) Yani yılda 1 kere başka bir yere gittik ama ihanet etmiş gibi hissettim ve tabi ilk göz ağrımın yerinin başka olduğunu bir kez daha anlayıp köftecimle olan bağlılığıma devam ettim









Bu büyük markanın başlangıcı Manisa çarşıdaki ilk dükkan ve baba Ramiz ...

Birtan Taşkınlar bu sitede 1928 yılında başlayan bu lezzet yolculuğunu çok güzel bir dille anlatmış .

23 Nisan 2012 Pazartesi

GERGİN HALLER...

 İstanbul'a uçaktan bile bakmak keyifli ...



2 günlük kısa İzmir seyahatinin aklımda kalan en güzel anlarından biri uçaktan gökyüzünün görüntüsüydü.Alaçatı ve Ilıcayı tek geçerim çok özeldir benim için ama İzmir de insanların rahatlığı , genel anlamda vurumduymazlığı beni deli etti.Bir yere giriyorsunuz bir şey alacaksınız oranın sahibinden çalışanlara kadar herkeste bir rahatlık.Bir pastaneye giriyorsunuz küçük bir pasta almak için bile neredeyse 20 dk bekliyorsunuz yavaş yavaş hazırlanıyor .Yolda yürüyorsunuz koluna birisi çarpıyor ama dönüp bir özür dilemek yok.Ve bunların hepsi oranın iyi semtlerinde yaşanıyor.Kimsenin umrunda değil.Bir rahatlık bir boşvermişlik...Ve o meşhur İzmir kızları güzeldir lafına hiç bir zaman inanmadım ve bir kez daha görmüş oldum abartı olduğunu .İstanbul da veya başka bir ildeki güzel kadınlar kadar hepsi .İstanbul da Bağdat Caddesi'nde de çok hoş kadınlarla karşılaşıyorsunuz .Hatta aynı fabrikadan çıkmış gibi saçları ve kıyafetleri bir olmayan kadınlarla .Ama enn kötüsü bencilce karşımdakine saygısızlık mı ettim acaba diye düşünmeden bencilse sadece kendini düşünen insanlarla bu 2 gün boyunca sürekli karşılaşmak resmen gerdi beni .  

İzmir'in en güzel tarafı İstanbul'a geri dönüşü ...

16 Nisan 2012 Pazartesi

KENDİMİ SEVİYORUM !

***ALINTIDIR

Kendimi seviyorum...
Kusurlarımı seviyorum.
Darılınca suratımı asmayı,
Canım sıkıldığında sebepsizce bağırmayı,
Olur olmaz yerde kahkahalar atmayı,
Sadece canımın istediği şeyleri yapmayı,
Bazen düşünmediklerimi birden söylemeyi,
Bazen herşeyi yüzüme gözüme bulaştırmayı.
Öfkelerimi.
Kızınca küsmeyi.
Heyecanlarımı.
Bazıları haketmediği halde, sevmeyi.
İçimdeki çocuğu,
Beni seviyorum.
İyi ki varım.
İyi ki ben benim.
Ne mutlu!
Çok mükemmel değilim.
Ama benden bir tane daha yok!
Beni seven böyle sevsin!
Sevmeyene de zaten yol verdim, GİTSİN...!

9 Nisan 2012 Pazartesi

DOWN CAFE - RUHUNUZU TEMİZE ÇEKMEK İSTER MİSİNİZ ?

 Uzun zamandır aklımdaydı ta geçen seneden beri Down Cafe ye gitmek ama bir türlü kısmet olmadı .Ne zamandır Nefise Ablayla görüşememiştik yüz yüze .Geçen hafta telefonda konuşurken aklıma geldi ^^ Abla alışveriş merkezinde buluşmaktansa hep gitmek istediğim bir yer var Down Cafe .Orda buluşalım mı ne dersin ?^^ dedim.Şahane tamamdır dedi ve meğerse o da istiyormuş oraya gitmek.Ankara da yaşadığım zaman ilk orda açılmıştı Down Cafe.Yeri Kızılayda bulvarda İzmir Caddesi ile Sakarya Caddesini bağlayan bir üst geçit var .İşte İzmir Caddesi tarafındaki geçitin ayağında hemen .Önünden her gelip geçtikçe girmek istedim ama bir türlü fırsat olmamıştı.Malesef en büyük eksiklik çok karanlık olduğu için dışardan çok göze batmıyor .

Heyecanla buluşup hemen kafenin olduğu yere gittik .Ulaşımı çok kolay bir yerde.Şu kadarını söyleyeyim çok uzun zamandır gittiğim bir mekanda kendimi bu kadar huzurlu mutlu ve her anında yüzümde gülümseme olan bir yer olmamıştı .Kapıdan içeri daha adımınızı attığınız andan çıkana kadar herkesin yüzünde gülümseme ve saygı var en önemlisi .Ev ortamı gibi sıcak ve  huzurlu .Kafeyi kuran Saruhan Singen  .Kendisi aslında mimar ama bu işlere kendini adamış .(İZEV)İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı' nın genel sekreteri .Daha öncede başkanlığını yapmış ayrıca .Böyle bir kafe açmak istiyor bazı yerlere başvuruyor ama olumlu sonuç alamıyor .En sonunda Şişli Belediye başkanı Mustafa Sarıgül e gidiyor ve o her türlü yardımı sağlıyor bu kafe açılıyor .Yaklaşık 23 down sendromlu çocuk var ve dönüşümlü olarak günde 5 çocuk orda çalışıyor .Ve bu çocukların anneleride gönüllü olarak mutfakta çalışıyorlar.

Masamıza oturduğumuz anda tüm güleryüzleri ile 2 tane pırlanta geliyor siparişleri almak için.Ve yemeklerimiz geldiği anda ortak fikrimiz tamamen miss gibi anne yemeği.Tüm yemeklerin tadları baharatları yağı o kadar iyi ayarlanmış ki kendinizi tutamayıp aynı benim gibi 2. tabağı isteyebilirsiniz .Çok uzun zaman sonra 2 tabak karnıyarık yedim o gün ki bilirsiniz yağını iyi ayarlamazsanız çok ağır gelir ama o kadar hafif yapılmıştı ki büyük bir keyifle yedim .O arada yukardaki resimde soldaki mavi gözlü yakışıklı Gökhan nın annesi geldi masamıza .Hani nur yüzlü derler ya işte tam karşılığı bir anne.Büyük bir heyecan ve samimiyet ,sıcaklıkla çorbayı anlattı bize .İçinde asla katkı maddesi olmadan süt ve unla nasıl yaptığını anlattı .Çok lezzetliydi aynı diğer yemekler gibi.Hatta geçen gün kapı açılmış ve içeri Sadettin Saran girmiş.Saran Holding yönetim kurulu başkanı.Tabi önce bir şaşırmışlar .Oturmuş ilk önce siparişini vermiş.Ama sonra çok beğendiği için tam 3 tabak tavuk yemeği yemiş .Ayrıca neye ihtiyaç var diye soruyor ve hemen ertesi gün kafeye gerekli olan bir yazıcıyı yolluyor .Gerçekten yemekleri harika .Hepsi miss gibi anne kokuyor ...

 Tabi müşteriler biraz azalınca onlarında yemek vakti geldi ve gönüllü anneler bu sefer onların yemeklerini verdi .Hepsinde dikkatimi çeken inanılmaz dikkatli ve saygılılar .Yemek yerken bile o çatal bıçağı nasıl kullandıklarını görmenizi isterdim .Gökhan nım büyük bir ciddiyetle bıçağını kullanıp tek bir parça bile sofraya dökmedi ve bunu yaparkende sanırsınız büyük bir deney yapar  gibi ciddi :)

 Türkiyenin her yerinden ressamlar tablolar yollamışlar bağış  amaçlı .Kafeye gittiğiniz zaman bu resimleri satın alabiliyorsunuz ve kafeye destek sağlamış oluyorsunuz






 Yemek sonunda tam kalkmayı düşünürken bir baktık bir masaya tatlı gidiyor demek tatlıda varmış diyip siparişimizi verdik Ve gene bir kez daha bayıldık tatlılara .Ve 2 tane dünyalar tatlısı yakışıklı garsonlarımız ellerinde çayla geldiler .Soldaki Rubin  27 yaşında ve musevi .İşinde gerçekten çok hızlı dikkatli .İşinde çok iyi olduğu için bilinen bir kafeden teklif geliyor ve ayrıca hafta sonu orda çalışıyor .Ben ilk tabağımı bitirdikten sonra tekrar almak için Rubin e dönüp bir tabak daha alabilir miyim ? dedim .Onlar o kadar masum ve direk çocuklar ki tabi o bunu başka anladı ve bir tane daha boş tabak istiyorum sandı ve direk bana  hayırr alamazsın dedi :) ilk anda şaşırdım ama sonra hemen anladım ve Rubincim yani bir tabak daha yemek alabilir miyim demek istedim diyince haaa tamam onu alabilirsin dedi :) Sağdaki Gökhan 24 yaşında .O gün pek keyfi yoktu çünkü berber dolu olduğu için traş olamamış o yüzden suratımız biraz asıktı.Prensip sahibi ve traşsız çalışmıyor :)Sabahtan bir anaokulu gurubu gelmiş.Tabi çocuk oldukları için pek ilgilerini çekmemiş ama biz ordayken Bahçeşehir Kolleji öğrencileri gelince hepsinin yüzlerini görmeniz lazımdı çok mutlu oldular .Çünkü farkındalar ilgi odagı olduklarının .Ve resim çektirmeyi çok seviyorlar

Bu masum yakışıklı o gün hastaymış ve sabahtan kan vermeye gitmiş sonradan geldi çalışmak için .İlk hemen öğle yemeğini verdi annesi.Ama görmeniz lazımdı kan alınan yere bant yapıştırıldığı için bir kaşıktan lokma alıyor bir koluna bakıyordu yavrum :)  tüm yemek boyunca gözü kolunda kaldı

Yukardaki resimde gri tülbentli olan Gökhan nın annesi .Gökhana bakarken ki gözlerindeki o ışık o mutluluk görülmeye değer .Orda çalışan tüm gönüllü anneler onların hepsine sanki kendi evlatları gibi davranıyorlar.Resimdeki gri hırkalı olan Sibel Hanım .2 tane sağlıklı evladı olmasına rağmen kendini bu işe adamış 10 yıldan fazla süredir.Kafenin sorumlusu .Onunla sohbet ettiğimiz zaman neler yapılabilinir diye çok şey öğrendik .En büyük ihtiyaç gıda malzemesi .Bazı büyük firmalara başvurmuş Saruhan bey ama malesef geri dönüş olmamış .Bazı kardeş kafeler yardım ediyor ama yeterli değil elbette .Sibel hanım ın dediği gibi bu bir gönül işi yürek işi...

Sonra düşündüm neler yapılabilinir diye .Mesela biz ordayken bir iş adamı geldi ve öğlen yemeklerinde orayı tercih ediyormuş .Etrafta bir çok yemek yenilen yer olmasına rağmen ve içine ne koyulduğunu bilmediğiniz bir yerde yemektense mis gibi burda yemek çok daha sağlıklı ve onlara en büyük katkı .4 çeşit yemek 10 milyon ...dışarda tek çeşite neredeyse bu kadar para veriliyorken yüzünüzde gülümseme ve huzurla bu özel yerde yemek yiyip birde 4 çeşit yemeğe bu kadar uygun fiyat vermek bence çok iyi... Sonuçta hepimiz marketten alışveriş yapıyoruz .1 kilo pirinç veya 1 kilo un veya 1 paket makarna ,salça  alıp onlara yolladığımız zaman eminim bir çok kişinin bütçesini sarsmayacaktır .Ama bir kilo olur mu diye düşünmeyin sakın .Etrafınızdaki 3-5 arkadaşınıza söyleseniz herkes 1 kiloluk malzeme alsa elinden geldiğince dünyalar kadar malzeme eder.Onların gelir kaynağı bu.Çünkü gıda malzemesi lazım ki yemek çıksın müşteri gelsin ve gelir kazanıp hem çocukların maaşları verilsin hem kafe döndürülsün .Bu yavrular aylık yaklaşık 100 milyon küçük bir maaş alıyorlarmış ayrıca .Sibel hanım maaşlarını aldıkları zaman görmeniz lazım yüzlerindeki işe yaramanın ve başarmanın verdiği mutluluğu dedi .Diyelim ki gıda alamadınız evinizde elinizden ne geliyorsa yapabilirsiniz .Mesela bir tepsi börek veya bir kalıp kek .Onlara verdiğiniz zaman onlar gelen müşterilere satıp para kazanabilirler .Sadece düşünün bir kalıp kekle bile onlara destek olmuş olacaksınız .Yada yapamadınız dışardan bir tepsi bir şey  alıp onlara yolladığınızda gene onlara destek vermiş olacaksınız .Ve bir şeye çok dikkat ediyorlar .Kendi evlerinde ne kullanıyorlarsa aynı kalitede malzeme kullanıyorlar ve bu konuda çok hassaslar

Mesela arkadaşlarınızla öğlen yemeği  veya kahvaltı için buluşmayı düşündüğünüzde buraya gidebilirsiniz .Veya günlerde kadınlar toplanıyorlar ya ...evde toplanmayın gelin buraya ne yaptıysanız getirin onlara ve burda onlara destek olun .Veya blog toplantıları içinde düşünülebilinir burası

Lütfen bir kere gidin .İnanın bağımlısı olacaksınız ve hep gitmek isteyeceksiniz .Orda olduğumuz sürece yüzümüzden gülümseme eksik olmadı.O kadar saygılı güleryüzlü masum ve saf ki hepsi kirlenmiş ruhunuzu temize çekmenin en güzel yolu  bu kafe .İçeri girdiğinizde kendinizi bir fanusta hissediyorsunuz dışarının kirliliğinden uzakta  .Anneme bahsettiğim zaman bana ama ben dayanamam üzülürüm dedi .Bende anne görmen lazım kapıdan girdiğin ve çıktığın ana kadar ufacık bir üzülme acıma hissin olmuyor çünkü o kadar dik ve mücadeleci ruhlu çocuklar ki içinizden acaba ne yapabilirim onlar için diyorsunuz sürekli dedim .Resim çekilirken tüm masumluğu ile Gökhan nın başını Nefise ablanın omuzuna koyduğunu gördüğüm anda içimden iyi ki buraya geldik dedim .

Sizden ricam lütfen bunu etrafımızdaki herkese duyuralım.Ne kadar çok kişinin bilmesi demek o kadar çok kişinin oraya gitmesi ve onlara destek olması demek .

Yeri çok kolay .Mecidiyeköy de Profilo Alışveriş Merkezine geldiğinizde otoparkının 30 mt aşağısı.Ordaki esnafa Cemal Sururi Sokak veya Down Cafe neresi diye sorsanız hemen gösterirler .Sokaktan içeri girip aşağı doğru yürüdüğünüzde hemen sağda .Ayrıca Saruhan bey Facebook da bir gurup açmış kafenin .Dekorasyonu ile ilgili kafamda bir fikir var .Onların daha verimli orayı kullanmaları için bir kaç değişiklik gerekiyor .Ayşe Arman bunu köşesinde yazdığı zaman geçen gün belki destek gelir diye umutlanmıştım ama Saruhan Bey malesef geri dönüş olmadığını söyledi .Eğer kafamdaki fikir için geri dönüş alırsam harika olacak. Umarım başarırım o yavrular için.

Ne olur elimden ne gelir ki demeyin bu özel masum yavrular için .Etrafınızda 3 kişiye deseniz veya gıda yardımında bile bulunsanız veya tanıdığınız şirketlerle görüşüp onlar için destek bulsanız ..bunlar için ufacık bir çaba bile gösterseniz inanın büyük bir adım olacak

Ruhunuzu temize çekmek için ,aynı evinizdeki sıcaklığı orda da yaşamak , o çocuklarla keyifli huzurlu hem yemek yerken onlarlada harika bir zaman geçirmek istiyorsanız ,bu yüreği büyük insanların bu emeğini karşılıksız bırakmak istemiyorsanız lütfen gidin .Lütfen bunu bloğlarda duyuralım.
Kafamızı  kuma gömüp artık görmemezlikten gelmeyelim

Down Cafe Telefon : 0 . 212 .216 64 66
Adres : Cemal Sururi Sokak  No : 1 Mecidiyeköy - Şişli








2 Nisan 2012 Pazartesi

BEBEK KURABİYELERİ









Üç sene önce sıkıntılı bir zamanda yazılan yorum ve maille başlayan ...geçen 3 senede iyi,kötü,güzel ,sıkıntılı,umut dolu  hayata dair ne varsa yaşanılan olaylarda hep destek olunan bir arkadaşlık Ceyda ile olan .Umutsuzluğa düşüldüğü zaman ^^ Bak gör bir sene sonra seninle bambaşka şeyleri konuşacağız ^^ cümlesine yürekten inanmak istemek.Ve şükürler olsun edilen duaların kabul olduğunu  hem o minik prensese hem  Ceydaya bakarken görüp  gözlerin nemlenmesine engel olamamak.Hep bir sözüm vardı ona hayırlısı ile olsun yavrun kurabiyelerini keyifle yapacağım diye .Ve dünyalar tatlısı Selin için yaptığım bebek kurabiyeleri.Allah sağlıklı ,anneli babalı büyümeyi nasip etsin.   

26 Mart 2012 Pazartesi

TOMBİĞİN YENİ MACERASI

Hani geçen sene  benim tombikten bahsetmiştim

Annem yeni bir olayını anlattı.Gülmekten ve şaşkınlıktan ne diyeceğimi şaşırdım.

Bizimki kabız olmuş ve acıyacak diye korkusundan tuvalete gitmiyormuş.Bir gün anneannesi (teyzem) bir bakmış bizimki pantolununa yapmış aniden.Tabi teyzem şaşırmış ve ona ^^Yağızcım niye  yaptın yavrum.Bak o kadar tuvalete gidelim diyorum gitmek istemedin.Ama oldu mu şimdi ^^ demiş.Tombalaktan gelen cevap aynen şu :
***Anneanne ben yapmadım popom yaptı.Şöyledim şöyyledimm yapma dedim ama dinlemedi popom beni.Popom yaptı anneanneee

Lütfen ısrar etmeyiniz poposu yaptı bizimkinin asla kusuru yok :) 

          *******************************************

Annesi kendi yatağının nevresimlerini değiştiriyormuş.Kendi yastığının kılıfını geçirmiş.Bizimki hemen atlamış :

***Anne ,babamın yastığının tişörtünü niye takmadın :)

Bu nasıl bir mantık çözemedik :)

*************************************************

Geçen hafta abisi geniz eti ameliyatı oldu.Ona ne olacağını anlatırken annesi olayı biraz daha sevimli hale getirmek için ameliyattan sonra bir tane dondurma yiyeceğini söylüyor.Babası da kontrol amaçlı doktora götürüyor ve abisi dönüşte annesine ^^ Anne doktor dedi bir tane değil bir kaç tane dondurma yiyebilirmişim bennn ^^ demiş .O yaşta neyin pazarlığı :)  Tabi konu yiyecek maddesi olunca bizim küçük kardeş tombalak ortaya atılmış ve bende ameliyat olucam bende dondurma yiycemmm  diye trip atmış annesine .Alem çocuk dondurma için ameliyat olmaya razı.

*****************************************************

Anne ve kuzu tombalak geometrik şekillere bakıyorlarmış .Anne hepsini söylemiş sonra buna sormuş bu nedir diye .Bizimkinden gelen cevap  ^^ Üçdörtgen ! ^^  Hala ailecek düşünmekteyiz bu nasıl bir cevaptır ve tek tesellimiz allahtan matematik öğretmeni değil çünkü o öğrencilerin halini düşünmek bile istemiyorum :)

19 Mart 2012 Pazartesi

ANNEMDEN İNCİLER - O KIZLAR NE OLDU ELÇİN ?

Allerjiye bağlı geçenlerde küçük bir sıkıntı yaşadım .Annemde sağolsun hemen geldi.Bir akşam başımda büyük bir ağrı , allerji ilacının verdiği mayışmışlıkla uzandığım yerde tv a bakıyordum .Annemde o sırada elinde bir şey yapıyordu.Ortalık sessiz sakin huzurlu tv da haberlere bakıyorduk.Ama ben öyle sanıyormuşum çünkü annemin kurduğu cümleyle aslında kafasında neler geçtiğini anlamış oldum.

***Elçin ?

***Efendim anne

***Hani Monaco Prensesi vardı .Rahmetlinin birde kızları vardı Neydi neydi adları .Tamam Grace Kelly nin kızları neydi adları ?

*** !!?? !!! Nasıl yani ??  ( Ben şok .tv izlerken ne alaka nerden aklına geldi anlamadım)

***Tamam hatırladım. Caroline ve Stephania .Onlardan haberin var mı ne yapıyorlar ?

*** !!!???  Anne ne yapacaksın yarın öğlen çaya mı çağıracaksın ?

***Halla hallaaa ne var canım aklıma geldi ne yapıyorlar nerdeler diye .Ne var bunda canım

***Peki anne :)

Ben daha bunun şokunu atlatamadan aradan 2 dk geçtikten sonra  annem 2. bombayı patlattı

***Ahh o Elizabeth var ya o Elizabeth .Herkesi toprağa koydu kimse kalmadı ama o hala ayakta.

***Anne Elizabeth kim ya ?

***İngiltere Kraliçesi var ya kızım o .Herkesi toprağa koydu ama o hala ayakta

Artık bu noktadan sonra yorum yapmamın faydasız olacağı kararına varıp evet annem haklısın dedim ve şoklarda tv izlemeye devam ettim :)

Annemle maceralarımız malum.Bu yazıda da yazmıştım

Sen çok yaşa annem .O halimde bile beni gülme krizine soktun.Artık Türkiye bitti uluslararası düşünüyor büyük yürekli vicdan sahibi annem :)

Bir kez daha sana binlerce teşekkürler annem.12 gün boyunca bütün emeklerin , güleryüzün , o güzel anne yemeklerin , bir kadının çocuk doğurmasının onu anne yapmadığını ,anne kelimesinin ne demek olduğunu, bu kelimeyi fazlası ile hak eden bir anne olduğunu gösterdiğin ve hesapsız kitapsız en ufacık bir oyun düşünmeden o büyük yüreğinden ne geçiyorsa içinden geldiği gibi yaparak evladına bir kez daha elçin anne budur.etrafımda gördüğüm bazı annelerin bu sıfatı hiç hak etmediklerini bir kez daha gördüm dedirttiğin için binlerce teşekkürler .

Annemle yeni bir maceramızda buluşmak üzere esen kalın :) 

12 Mart 2012 Pazartesi

ACIYAN YERLER...

***ALINTIDIR

Acıyan yerlerini öpecek biri varsa hayatında,
önemli olmaz düştüğün yerler,
atıldığın kuyular, aldığın yaralar, yalan çıkan bildiğin tüm doğrular...
İşittiğin tüm kötü sözlerin yeri bile çabuk iyileşir o zaman...
Nasihat etmeden, küçümsemeden dinleyen,
anlatırken bile geçecekmiş gibi gelen,
bakışlarıyla içini ısıtan,
seni olduğun gibi kabul eden, değiştirmeye çalışmayan,
istediği kalıplara uymasan da seni sevmekten vazgeçmeyen biri varsa eğer
Korkma incinmekten!
Bırak sıyrıklar olsun dizlerinde!
ÖPER VE GEÇER

       *****************************************************

"Artık öğrendim ki; kimi sevdiğin önemliymiş. Uzun yolu göze alamayana kelebek olunmazmış. Nefesi yetmeyenle dipte hazine aranmazmış. Aşkın ibadetini bilmeyene bayram bağışlanmazmış.."

İclal Aydın

5 Mart 2012 Pazartesi

ÇOCUKLU HAYATA HAZIRLIK :)

***ALINTIDIR

1-)Köşe başındaki süpermarkete gidin. Hiç bir şey satın almadan kasaya yönelin ve cebinizdeki bütün parayı kasiyere verin. Daha sonrada yandaki eczaneye gidin kredi kartınız ile ilaçlar alın.

2-) Akşam saat 17:00 ile 22:00 arasında elinizde yaklaşık 4 kg. Ağırlık taşıyarak sürekli ev içinde yürüyün. Saat 22:00'de ağırlığı yatağa bırakın, saati 24:00'e kurun ve yatın uyuyun. Saat tam 24:00'de kalkın 4 kg. ağırlığı tekrar elinize alın ve saat 01:00'e kadar evin içinde dolaşın. Ağırlığı tekrar yatağa koyun. Saatin alarmını da 03:00'e kurun. Yatın. Uyuyamayacağınız için tekrar kalkın ve bu kez elinizde ağırlık olmadan evin içinde dolanıp durun. Saat 02:45'de koltukta kendinizden geçin. 03:00'te çalan alarm ile fırlayın, 15 dakikalık uyku sersemliği ile yatağa yönelin ve ağırlığı elinize alın. Saat 04:00'e kadar karanlıkta elinizde ağırlık varken dolanın ve bu arada yüksek sesle de şarkılar söyleyin. Kendi kendinize konuşun. Saati 05:00'e kurun ve kendinizden geçerek bir süre daha uyuyun. Böylece toplam uyku miktarınız 45 dakikaya yükseltin. Kahvaltıyı hazırlayın. Güleryüzlü olun ve bu dediklerimi 5 yıl boyunca her gece tekrarlayın.

3-) Eve bir ahtapot getirin... Ve 5 yıl boyunca onu her sabah düzenli bir şekilde giydirmeğe çalışın. Ayrıca ahtapotu bir çuvala, hiçbir kolu dışarda kalmıyacak şekilde, en kısa zamanda sokmanın provasını yapın. (Bu prova sonunda çocuğunuzu her sabah minimum hasarla giydirmeyi öğreneceksiniz.)

4-) Bir kavun satın alın. Kavunun bir bölümüne küçük bir delik açın. Sonra kavunu uzunca bir iple duvardan aşşağıya sallandırın. Ve kavunu iki yana sallayın. Kavun sağdan sola durmadan sallanırken, bir kaşık sıcak suyu alın. Durmadan sağdan sola sallanan kavunun üstünde daha önce açmış olduğunuz deliğe, bir tek damla yere dökmeden sokmağa çalışın. (Bunu başardığınızda o mini minnacık, sevimli mi sevimli yavrunuza en az hasarla yemek yedirmeyi öğrenmiş olacaksınız.)

5-) Ağzınızdan çıkan her cümleyi en az beş kere daha tekrarlıyarak konuşmaya alışın. Bunu bir yaşam biçimi haline getirin.

6-) Dışarıya çıkmak için giyinin. Banyonun kapısı önünde tam tamına yarım saat bekleyin. Aşağıya inin. Kapının önünde beş dakika bekleyin. Sonra tekrar eve dönün. Tekrar dışarıya çıkın. Evin önündeki yolda yürümeye başlayın. Çok ama çok yavaş yürüyün. Yürürken de yerde gördüğünüz her sigara izmaritini, cikleti, kirli kağıt ve mendili ve ölü karıncayı dikkatle ve uzun uzun seyredin. Aniden yeter artık senden çektiğim diye avazınız çıktığı kadar bağırın. Eve geri dönün. ( Bu provayı yaptığınız zaman da küçük çocuğunuzla yürüyüşe çıkmaya hazır hale geleceksiniz.)

7-) Süpermarkete gidin ve yanınıza da orta büyüklükte bir keçi alın. Süpermarkete girince keçiyi serbest bırakın. Daha sonrada keçinin içerde kırdığı, tahrip ettiği herşeyin parasını sorgusuz sualsiz ödeyin. (Evet, bununla da çocuk ile birlikte alışverişe hazır duruma gelmiş bulunuyorsunuz.)

8-) Evdeki koltukların üzerine tereyağı sürün. Perdelere reçel bulaştırın. Mutfakta pişmekte olan bir adet balığı çalın ve onu misafir odasında bir yere saklayın. Balığın odada 5 ay kimse tarafından bulunmadan kalmasını sağlayın. Evdeki yeni sulanmış çiçeklere elinizi sokun ve aldığınız çamurlar ile temiz duvarlar üzerine figürler yaratın. (Evet, artık ev de çocuk için provalı hale geldi.)

Tamam mı ? Tamamsa, bütün bunları yaptıysanız, artık çocuklu yaşama hazırsınız demektir :)